Çamlıca Kız Lisesi Müdür Muavini Sebahat Egemen Hanım'ın yine bir lise hocası olan arkadaşının başından geçen su hadise, değişik ülkelerde yıllarca azınlık psikolojisi içinde yaşayan Yahudi cemaatinin millet olma şuurunu nasıl kazandıklarını göstermesi açısından oldukça önemlidir:

"Çocuklardan not tutmaları için bir defter getirmelerini istedim. Sınıfın tek Musevi talebesi hariç iki gün içinde hepsi isteğimi yerine getirdi. Her ders Yahudi kızına defter getirmesi gerektiğini tekrarladımsa da, hali vakti yerinde olduğu halde kız deftersiz gelmekte devam ediyordu.

Nihayet aradan bir hafta geçtikten sonra, dediğimi yapmadığı takdirde kendisini sınıfa almayacağımı söyleyince ağlamaya başladı. Ailesinin çok geniş imkânı olduğunu bildiğim için bu direnmenin sebebini öğrenmem lazımdı. Kızdan aldığım cevap bir Siyonist prensibin genç bir Yahudi kızında ifade bulmasından ibaretti.

Kız ağlamaya devam ederek ;

''NE YAPAYIM ÖĞRETMENİM, YAKO ON GÜNDÜR DÜKKÂNINI AÇMADI, HERHALDE HASTA OLMALI'' dedi."

Yako'dan başkasından alış veriş etmeyi prensibine ihanet addedecek ırki bir taassupla Yahudiliğine gösterdiği bu sadakatin kaçta kaçı bizlerde bulunmaktadır?

Bizler, yani kendimize Müslümanlık şerefini yakıştıran insanlara gelince…

Bizler komşumuzun bin bir güçlükle açtığı dükkândan alış veriş yapmak şöyle dursun, kepenklerini indirdiğinde farkında bile olmuyoruz…

Bir Müslüman kardeşimizi el birliğiyle kalkındırmak bir yana, O’nun aç mı tok mu yattığı bizi ilgilendirmiyor bile…

Oysaki her birimiz; “ Komşusu açken, tok yatan bizden değildir!” düsturuna iman etmiş insanlarız…

Ya da belki de, kendimize şunu sormalıyız; Bizler İmanları tüm ruhlarıyla harmanlanmış gerçek Müslümanlar mıyız, yoksa imanlarımız kursaklarımızda takılı mı kalıyor?

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)
Facebook Yorumları